GELECEĞİ
KİM YAZIYOR?
TÜRKiYE
BAHAlLERl
RUHANÎ
MAHFİLİ
Lambacı
Sok. 4/2 Koşuyolu 81020 Kadıköy-lstanbul
Tel.:
0.216 327 90 80
e mail:
bahaitr@turk.net
www.tr.bahaiorg
Birinci
Baskı:
Temmuz -
2000
İkinci Baskı:
Nisan -
2001
Hazırlık
ve Baskı:
KURTİŞ
MATBAAClLlK
San. ve
Tic. Ltd. Şti.
Sultanahmet
- istanbul
Teb 0.212
518 11 28 -458 06 89
Fax: 0.212
517 40 10
GELECEĞİ
KİM YAZIYOR?
YİRMİNCİ YÜZYIL ÜZERİNE
DÜŞÜNCELER
28 Mayıs 1992 tarihinde Brezilya Parlamentosu,
dünyanın sosyal ve düşünsel ortamında etkileri giderek daha çok hissedilen Hz.
Bahaullah'ın suudunun yüzüncü yıldönümü vesilesi ile bir toplantı yaptı.
Hz.Bahaullah'.n "Birlik Mesajı" Brezilyalı Millet
Vekillerini derinden etkilemişti. Görüşmeler sırasında Parlamentodaki bütün
partileri temsil eden konuşmacılar, O'nun eserlerinin külliyatına övgüler
sundular. Bir Millet Vekili bu eserleri, "tek bir Kişinin kaleminden
çıkan en devasa ilahiyat eserleri" ve yerküremizin geleceği
düşüncesine ilişkin olarak "maddi sınırların ötesine aşan" şeklinde
tanımlarken, bir diğeri, "milliyet, ırk, sınırlar veya inançlar gibi
önemsiz farkları gözetmeden tüm insanlığa seslenen"1 kelimeleriyle övdü.
Doğduğu ülke olan İran'da Hz. Bahaullah'ın eserlerinin İran'a hükmeden Müslüman din adamları tarafından hâlâ şiddetle lanetlenmesi, bu övgüleri daha da çarpıcı hale getiriyordu. Bu Müslüman liderlerin ataları, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında O'nun sürgüne gönderilmesinden ve hapsedilmesinden, ve insan hayatını ve toplumunu değiştirme idealini paylaşan binlerce kişinin katledilmesinden sorumluydular. Brezilya'daki bu toplantı sürerken bile İran'da yaşayan 300.000 Bahai, dünyanın büyük bir bölümünde yüksek takdirle karşılanan fikirlerini inkâr etmedikleri için zulüm ve mahrumiyete katlanıyor, hatta hapse ve ölüme mahkum ediliyorlardı.
Bu ve benzeri tutumlar, geçtiğimiz yüzyılın totaliter
rejimlerinin özelliklerini taşımaktadırlar.
Böylesine karşıt tepkilerin doğmasına yol açan bu
düşüncelerin özünde ne yatıyordu?
l
Hz. Bahaullah'ın mesajının esası, özde ruhani olan
bir gerçeğin ve bu gerçeğin işlemesini sağlayan yasaların açıklanmasıdır.
insanı ruhani bir varlık, "Akıl ve mantık sahibi bir ruh"
olarak tanımlamanın ötesine geçerek, medeniyet adı altında ifade ettiğimiz
oluşumun tamamını ruhani bir süreç olarak görmektedir; bu süreç içinde insan
zihni ve yüreği, yaradılışında mevcut manevi ve fikri yetenekleri ifade etmek
için giderek daha karmaşık ve etkili yollar yaratmıştır.
Materyalizmin hüküm sürmekte olan dogmalarını
reddeden Hz. Bahaullah, tarihi sürece bu dogmalara zıt bir yorum getirmiştir.
Bilincin gelişmesinin amili olan insanlık, bireylerin hayatındaki bebeklik,
çocukluk ve ergenlik çağlarına tekabül eden evrelerden geçmektedir.
Bu yolculuk bizi özlemle beklediğimiz, insanlığın
birleşmiş bir ırk olarak rüştünü ispat edeceği çağın eşiğine getirmiştir. Bu
süreç içindeki henüz olgunlaşmamış evreleri belirleyen savaşlar, sömürüler ve
önyargılar umutsuzluğa yol açmamalı, bizi topluca olgunlaşmanın sorumluluklarını
taşımaya yöneltmelidir. Hz.Bahaullah, Kendi çağının politik ve dini liderlerine
hitap eden yazılarında, dünya insanları arasında o günkü neslin idrak
kabiliyetinin çok ötesinde ve olağanüstü güçte yeni yeteneklerin uyanmakta
olduğunu ve bu yeteneklerin çok yakında yeryüzündeki maddi yaşamı
değiştireceğini beyan ediyor. Gelecekteki bu maddi ilerlemelerin, ahlaki ve
sosyal gelişme için bir araç olarak kullanılmasının zaruretine işaret ediyor.
Milliyet ve mezhep çatışmaları bu gelişmeyi engelleyecek olursa, maddi alandaki
ilerleme yalnız yararlara değil, akla hayale sığmayacak kötülüklere de yol
açacaktır. Hz. Bahaullah'ın bazı uyarıları günümüzde birtakım korkutucu
yankılar uyandırmaktadır: "Garip ve hayret verici şeyler var şu
yeryüzünde..." "Bunlar, yeryüzünün atmosferini tamamen değiştirecek
yetidedir ve bunların etrafa bulaşması ölümcül olacaktır".2
Hz. Bahaullah, milliyetleri, inançları veya etnik
kökenleri ne olursa olsun tüm insanların karşı karşıya bulunduğu asıl ruhani
meselenin, insan tabiatının birliğini yansıtacak bir küresel toplumun
temellerini atmak olduğunu buyuruyor. Yeryüzü sakinlerinin birleşmesi, ne uzak
bir geleceğe dönük bir hayal ne de sonuç itibariyle bir seçenek meselesidir.
Bu, sosyal evrim sürecinin bir sonraki ve kaçınılmaz evresidir ve geçmişin ve
geleceğin tüm tecrübeleri bizi bu yöne doğru itmektedir. Bu mesele kabul edilip
benimsenmediği sürece, yerküremize musallat olan musibetlerin hiçbiri çözüme
kavuşamayacaktır, çünkü bu çağın tüm mücadelesi küresel ve evrensel boyuttadır,
ne özel ne de bölgeseldir.
Hz.Bahaullah, insanlığın rüşte ermesi konusundaki
yazılarının birçok yerinde, birliğin değiştirici gücünü ifade etmek için ışık
benzetmesini kullanır: “Birlik ışığı öylesine güçlüdür ki,"
diye ısrarla vurgular, “yeryüzünün tümünü aydınlatır.”3 Bu beyan, bugünün tarih bilgisini yirminci
yüzyılın sonlarında yaygın olandan çok kesin şekilde farklı bir perspektif
içine yerleştirir. Bizleri, zamanımızın sıkıntıları ve çöküşleri içinden
sıyrılarak, insan bilincini evriminin yeni bir safhasında özgür kılan güçlerin
işleyişini bulmaya teşvik eder. Geçtiğimiz yüzyılda olup bitenleri ve bunların
bu tecrübeleri yaşayan farklı halklar, ırklar, milletler ve toplumlar üzerinde
bıraktığı etkileri yeniden gözden geçirmeye davet eder.
Eğer Hz. Bahaullah'ın beyan ettiği gibi, "İnsanlar
arasında birlik kurulamadığı sürece insanlık refaha, barış ve güvenliğe
kavuşamayacak"4
ise, Bahailerin yirminci yüzyılı, tüm felaketlere karşın neden "ışık
çağı"5 olarak
kabul ettikleri anlaşılıyor. Zira, bu yüz yıllık dönem iki esaslı değişime
sahne olmuştur; bu değişimler bir yandan yeryüzü sakinleri olarak ortak
geleceğimizi planlama şeklinde, bir yandan da biz insanların birbirimize karşı
bakış açılarında meydana gelmiştir. Her iki değişimin ayırıcı niteliği ise bir
birleşme süreci olmuştur. Mevcut kurumların denetimini aşan çalkantılar, dünya
liderlerini yüzyılın başlarında akla hayale bile gelmeyecek türden yeni küresel
düzenleme sistemleri getirmeye zorlamıştır. Bu gelişmeler sürerken, sayısız
yüzyıllar boyunca süregelen ve gelecekteki çağlarda da devam edecekmiş gibi
görünen çatışmaların böldüğü insanlar ve milletlerin tutum ve alışkanlıkları
hızla aşınmaya uğramıştır.
Bu iki gelişme yüzyılın ortalarında, tarihi önemi
ancak gelecek nesiller tarafından hakkıyla takdir edilebilecek bir ilerlemeye
yol açtı. İkinci Dünya Savaşını izleyen şaşkınlığın içinde, ileri görüşlü
liderler, Birleşmiş Milletler Örgütü kanalı ile, dünya düzeninin temellerini
sağlamlaştırmanın imkanını sonunda bulabildiler, ilerici düşünürlerin uzun
zamandır hayal ettikleri uluslararası sözleşmeler ve bunlara bağlı
kuruluşlardan oluşan yeni sistem; şimdi, daha önceki başarısız kalan Milletler
Cemiyeti'nin sahip olamadığı önemli güçlerle donatılmıştır. Yüzyılın seyri
içinde, sistemin adaleleri gelişmemiş uluslararası barışı koruma kolları
geliştirildi. Böylece, bütün dünyada demokratik yönetişim kurumları, devamlı
olarak uluslararası barışı koruma kolları ile, neler başarılabileceğini
inandırıcı bir şekilde gösterecek şekilde çalıştırılıp genişlemeye başladı.
Bunun pratik sonuçları henüz arzu edilen düzeye ulaşmamışsa bile, beşeri
meselelerin düzenlenmesinde ortaya çıkan tarihi ve geri dönülemez yön
değişikliği hiçbir şekilde küçümsenemez.
Dünya düzeni meselesinde olduğu gibi dünyadaki
insanların haklan meselesinde de durum aynı. Savaş sırasında insanların
sapıklığına kurban gidenlerin çektikleri dehşet verici acıların meydana çıkması
bütün dünyayı sarsmış ve derin bir utanç yaratmıştı. Bu sarsıntıdan bir çeşit
yeni bir ahlaki taahhüt doğdu ve Birleşmiş Milletler insan Hakları Komisyonunda
ve ona bağlı kuruluşlarda resmen kurumsallaştı; böyle bir gelişme Hz.
Bahaullah'ın bu konuda hitap ettiği on dokuzuncu yüzyıl liderlerinin aklına
bile gelemezdi. Bu şekilde güç kazanan ve sayıları giderek artan hükümet dışı
kuruluşlar, Evrensel insan Hakları Bildirisinin, uluslararası standart
kurallarına temel teşkil etmesini ve buna göre uygulanmasını sağlamaya
giriştiler.
Ekonomik alanda da buna paralel bir süreç ortaya
çıktı. Yüzyılın ilk yarısında, büyük ekonomik krizin yol açtığı karmaşanın bir
sonucu olarak, pek çok hükümet toplumlarını böyle bir yıkımın tekrarından
korumak amacıyla sosyal yardım programları ile mali kontrol, rezerv fonlar ve
ticaret yönetmeliklerini içeren sistemler yaratan yasalar koydu, ikinci Dünya
Savaşını izleyen dönemde, küresel boyutta işleyen kurumlar tesis edildi:
Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması
(GATT), ve dünyanın maddi refahını akılcı bir şekilde ilerletmeye adanmış bir
gelişme kuruluşları ağı. Yüzyılın sonunda, bugünkü kuşağın niyetleri ve sahip
olduğu ilkel araçlar ne olursa olsun, insan toplulukları, yeryüzü
zenginliklerinin kullanılmasının yeniden düzenlenerek tamamen farklı
ihtiyaçlara cevap verebileceğini anlıyorlardı.
Eğitimin her geçen gün daha geniş kitlelere ulaşması,
bu gelişmelerin etkinliğini büyük ölçüde güçlendirmekteydi. Merkezi ve yerel
yönetimlerin eğitim alanına büyük kaynaklar aktarmaya istekli olmalarının ve
toplumun harekete geçerek mesleki yetkinlik sahibi öğretmenler ordusunu
yetiştirme yeteneğinin yanı sıra, yirminci yüzyılda ortaya çıkan iki
uluslararası düzeydeki gelişme özellikle etkili olmuştur. Bunların ilki, eğitim
ihtiyaçları üzerine odaklanan ve Dünya Bankası, kamu kuruluşları, büyük
vakıflar ve Birleşmiş Milletler Sisteminin bazı organları tarafından
desteklenen bir dizi kalkınma planı idi. İkincisi ise tüm yeryüzü sakinlerini,
tüm ırkların öğrendiklerinden potansiyel olarak yararlandıracak bilgi
teknolojisi patlaması oldu.
Tüm dünyamızı kapsayan bu yeniden yapılanma süreci,
derin bir bilinç değişikliği ile yaşam buluyor, oradan güç alıyordu. Toplumlar
birdenbire, zihinlerinde yer etmiş olan ve çatışmalara sebep olan köklü
alışkanlıklarının bedelini ödemek zorunda kalmışlardı, üstelik bir zamanlar kabul
edilir tutum ve davranışları dünya çapında alenen eleştirilirken bu bedeli
ödemek zorundaydılar.
Mesela, tarih boyunca yaşanan tecrübelere göre, dini
öğretilerin de teyit ettiği gibi, kadınlar yaratılıştan erkekten daha düşük
düzeyde idiler. Olayların tarihi akışı içinde bu hakim görüş birdenbire, adeta
bir gece içinde her yerde geçersiz kalmaya başladı. Hz.Bahaullah'ın kadın ve
erkeklerin her yönden tam eşit olduğu beyanının tümden yürürlük kazanması
süreci ne kadar uzun ve zahmetli olursa olsun, karşı görüşü destekleyen
düşünsel ve ahlaki görüş devamlı olarak gerilemektedir.
Öte yandan, geçmiş binlerce yılda insanlığın kendi hakkındaki sabit fikirlerinden biri de etnik farklılıkları vurgulamak olmuş ve bu durum son yüzyıllarda çeşitli ırkçı hülyalara yol açmıştır. Yirminci yüzyıl, tarihi perspektif içinde soluk kesici bir süratle, insan ırkının birliğinin uluslararası düzenin bir yol gösterici prensibi haline gelmesine tanıklık etmiştir. Bugün dünyanın birçok yerinde büyük yıkımlara sebep olan etnik çatışmaların devamı, farklı halklar arasındaki ilişkilerin doğal özelliklerden ziyade, etkin şekilde uluslararası denetim altına alınması gereken, istemli sapıklıklar olarak görülmektedir.
İnsanlık aleminin uzun süren çocukluk dönemi boyunca,
gene örgütlenmiş dinlerin tam mutabakatı ile, yoksulluk sosyal düzenin sürekli
ve kaçınılmaz bir parçası olmuştur. Ama artık dünyadaki gelmiş geçmiş bütün
ekonomik sistemlerin önceliklerine şekil veren bu varsayım evrensel olarak
reddedilmektedir. Şimdi en azından teorik olarak her yerde hükümet, esasında
toplumun tüm bireylerinin refahını sağlamakla sorumlu bir mutemet olarak
görülmektedir.
İnsanların güdülenmesinin kökleriyle çok yakın
ilişkisi dolayısıyla özel bir önem taşıyan bir husus da dini önyargıların
pençesinin gevşemesidir. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru derin bir ilgi
çeken ve "Dinler Parlamentosu"nun temsilcisi olduğu dinler
arası diyalog ve işbirliği süreci, bir zamanlar ruhban sınıfının fethedilmez
kalelerinin sarsılmasında laikliğin etkilerini kuvvetlendirmiştir. Son yüz
yılda dini kavramlarda meydana gelen değişikliklere bakıldığında, bugünkü
kökten dinci tepkiler bile taassubun hakimiyetinin kaçınılmaz yıkılmasına karşı
tepki olarak ümitsiz son çırpınışlardan başka bir şey değildir.
Hz. Bahaullah'ın buyurduğu gibi, "Hiç
şüphesiz, hangi milletten, hangi ırk veya dinden olursa olsun, tüm insanlık
ilhamını bir ilahi Kaynaktan almaktadır ve tek Allah'ın kuludur.”6
Bu çok önemli on yıllar boyunca insan zihninin
fiziksel evreni algılamasında da köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Bu
yüzyılın ilk yarısında -her ikisi de ışığın doğası ve işleviyle ilgili olan-
izafiyet Teorisi ve Quantum Mekaniği teorileri fizik dalında devrim yaratmış ve
bilimsel gelişmenin seyrini tamamen değiştirmiştir. Klasik fizik biliminin
doğal olayları ancak sınırlı bir şekilde açıklayabildiği ortaya çıkmıştır.
Evrenin hem küçücük unsurlarının hem de büyük kozmolojik sistemlerinin
incelenmesi için birdenbire yeni bir kapının açılması, öylesine büyük bir
değişiklik yaratmıştır ki, etkileri fiziğin çok ötesine ulaşarak yüzyıllar
boyunca bilimsel düşünceye hakim olan bir dünya görüşünü temelinden sarsmıştır.
Adeta bir saat gibi işleyen mekanik bir evren imgesinin yanı sıra, gözlemleyen
ile gözlemlenen, akıl ile madde arasında mevcut olduğu varsayılan ayrılık
ebediyen ortadan kalkmıştır. Bu geniş etkili araştırmalara dayanan teorik bilim
için, artık amaç ile zekanın evrenin doğasında ve işleyişinde mevcut olduğunu
düşünmek imkanı doğmuştur.
Bu kavramsal değişikliklerin ardından, insanlık yeni
bir döneme girmiştir; bu dönemde fizik, kimya, biyoloji ve yeni doğmakta olan
çevrebilim gibi fiziksel bilimler arasındaki etkileşim, hayatın niteliklerini
yükseltmek yolunda soluk kesici olanaklar getirmektedir. Tarım ve tıp gibi
hayati önem taşıyan alanlarda sağlanan yararlar ve ayrıca yeni enerji
kaynaklarının işletilmesindeki başarılar çarpıcı bir şekilde görülmektedir.
Aynı zamanda, yeni bir alan olan maddesel bilim de, yüzyılın başında bilinmeyen
zengin özel kaynaklar yaratmıştır, plastik, optik fiber, karbon fiberleri
gibi...
Bilim ve teknoloji alanındaki bu gibi ilerlemelerin
etkileri karşılıklı olmuştur. Maddelerin en hakiri ve görünüşte en değersizi
olan kum taneleri geçirdikleri değişimle silikon plakalarına ve optik olarak
saf cama dönüşerek dünya çapında iletişim ağlarının kurulmasını mümkün
kılmıştır. Bu, daha da karmaşık uydu sistemlerinin yayılması ile birlikte, her
yerdeki insanların, hiçbir ayırıma uğramadan, tüm insan ırkının bilgi
birikimine ulaşabilmesini sağlamıştır. Önümüzdeki on yıllar içinde, telefon,
televizyon ve bilgisayar teknolojilerinin tek ve birleşmiş bir iletişim ve
bilgi sistemi halinde bütünleşeceği ve bunlara ait ucuz araçların kütlesel
miktarlarda piyasada bulunacağı açıkça görülmektedir. Birçokları için ulusal gururun
son kalesi olan mevcut para düzenindeki karmaşanın yerini alması beklenen,
elektronik dürtülerle çalışacak tek bir dünya parası sisteminin ruhsal ve
sosyal etkileri abartılamaz.
Gerçekten, yirminci yüzyılın birleştirici etkisi en
çok bilimsel ve teknolojik hayattaki değişimlerin yarattığı sonuçlarda
görülmektedir. En bariz şekilde görüldüğü üzere, insan cinsi devamlı olgunlaşan
bir bilincin getirdiği ileriye dönük hedeflerin gerçekleşmesi için gerekli olan
araçlara artık sahiptir. Daha derinlemesine bakılacak olursa, bu güçlenme, ırk,
kültür veya milliyet ayırımı olmaksızın tüm dünya sakinlerinin istifadesine
açıktır. Hz. Bahaullah'ın ileriyi gören sözleriyle, "Bu çağda tüm
dünya milletlerinin içinde yeni bir hayat kıpırdıyor, ama daha kimse ne bunun sebebini
keşfetmiş ne de itici gücünü anlamıştır."7 Bugün,bu kelimelerin üzerinden bir asırdan
fazla zaman geçtikten sonra, o günden bu yana olup bitenlerin getirdiği
sonuçlar düşünen zihinler tarafından anlaşılmaya başlanmıştır.
Sona ermekte olan tarih döneminin getirdiği
değişimleri takdir etmek, başarıların keskin bir çizgi halinde belirmesine amil
olan beraberindeki karanlıkları yok saymak demek değildir: Milyonlarca çaresiz
insanın kasıtlı olarak yok edilmesi, yeni kitlesel imha silahlarının icadı ve
kullanılması, top yekûn insanlığı etkileyen ve milletlerin ruhani ve zihinsel
hayatını boğan ideolojilerin ortaya çıkması, yer küresinin fiziksel ortamının
ancak yüzyıllar içinde düzelebilecek ölçüde tahrip edilmesi, ve en kötüsü de,
kuşaklar boyunca çocuklara şiddet, ahlaksızlık ve bencilliğin kişisel
özgürlüğün zaferi olduğunun öğretilmesinin yol açtığı büyük zararlar ..
Bunlar bizden sonra gelecek cezalandırılmış kuşakların eğitimi için çağımızdan miras kalacak, tarihte eşi görülmedik kötülükler dizisinden en göze çarpanları.
Ancak karanlık, varlık aleminin özerklik şöyle
dursun, bir şekille bile donattığı bir olgu değildir. Karanlık ne ışığı
söndürür ne de azaltır, sadece ışığın ulaşamadığı veya yeterli aydınlatmadığı
alanları belirler. Bu sebeple, yirminci yüzyıl medeniyeti kuşkusuz tarihçiler
tarafından daha olgun ve serinkanlı bir devir olarak değerlendirilecektir. Bu
kritik yıllar içinde kontrol dışına çıkmış ve zaman zaman toplumun yaşamını
tehlikeye atmış olan hayvan tabiatının yırtıcılığı aslında insan bilincinin
sahip olduğu yaratıcılık potansiyelinin devamlı olarak gözler önüne serilmesini
önleyememiştir. Tam tersine. Yıllar geçtikçe daha çok sayıda kişi daha birkaç
yıl öncesine kadar bağlı oldukları fikirlerin ne kadar boş ve kendilerini esir
alan korkuların ne kadar temelsiz olduğunu görmüşlerdir.
Hz. Bahaullah ısrarla şöyle buyuruyor, "Bu
Gün eşsizdir, zira bu Gün geçmiş asırlara ve çağlara açılan bir göz ve zamanın
karanlığını aydınlatan bir ışıktır."8 Bu açıdan, mesele sona ermekte olan
olağanüstü bir yüz yılda kaydedilen ilerlemeyi yavaşlatan ve gölgeleyen
karanlık değildir. Esas mesele, insan ırkının, bizleri tek bir halk haline
getirecek ruhani nitelikleri yürekten kabul edene ve bu kadar acılar çekerek
öğrendiklerimizin ışığında geleceğimizi tasarlamak cesaretini gösterene kadar
daha ne derece ıstırap ve harabiyet yaşayacağıdır.
Hz. Bahaullah'ın yazılarında, Medeniyetin gelecekteki
seyrine ilişkin fikirler, bugün dünyamızda kuralcı ve değişmez olarak kendini
kabul ettirmiş olan görüşlerin bir çoğunu sorgulamaktadır. Işık yüzyılı boyunca
yapılan buluşlar yeni bir dünyanın kapısını açmıştır. Eğer sosyal ve zihinsel
evrim gerçekten varlığın doğasında mevcut bir ahlaki zekaya cevap veriyorsa,
karar verme sürecine çağdaş yaklaşımları belirleyen teorilerin bir çoğu ölümcül
şekilde hatalıdır. Eğer insan bilinci esasında ruhani bir nitelikte ise -ki,
sıradan insanların büyük çoğunluğu içgüdüsel olarak bunun hep farkında
olmuşlardır- gelişme ihtiyaçları, gerçeklerin, dogmatik olarak bunun aksi
üzerinde ısrar eden bir yorumu ile anlaşılamaz veya sağlanamaz.
Hz. Bahaullah'ın geleceğe dair görüşlerinde, çağdaş
medeniyetin hiçbir yönü, dünyanın pek çok yerini kaplamış olan yaygın
bireysellik kültürü kadar doğrudan sorgulanmamıştır. Politik ideolojiler,
akademik seçicilik ve tüketim ekonomisi gibi kültürel güçler tarafından
beslenen "mutluluk peşinden koşma" kavramı saldırgan ve
neredeyse sınırsız bir kişisel hak sahipliği duygusuna yol açmıştır. Bunun
ahlaki sonuçları hem birey hem de toplum için aşındırıcı olmuş ve yüzyılın
sonlarında hastalıklar, uyuşturucu bağımlılığı ve diğer çok aşina lekeler
olarak harabiyete sebep olmuştur, insanlığı bu kadar köklü ve yaygın bir
yanlışlıktan kurtarmak için yirminci yüzyılın doğru ve yanlış olarak kabul ettiği
en derine işlemiş varsayımlardan bazılarını sorgulamak gerekecektir.
Bu incelenmemiş varsayımlardan bazıları nelerdir? En
göze görünür olanı, birliğin, ancak bir takım siyasi anlaşmazlıklar bir şekilde
çözüldükten, maddi ihtiyaçlar her nasılsa karşılandıktan ve haksızlıklar şu
veya bu şekilde giderildikten sonra ele alınabilecek uzak ve hemen hemen
ulaşılamaz bir ideal olduğu inancıdır. Halbuki Hz. Bahaullah tam aksini beyan
ediyor ve buyuruyor ki, topluma arız olan ve onu sakatlayan illetleri doğuran
en büyük hastalık, işbirliği yeteneği ile imtiyaz etmiş olan ve bugüne kadar
kaydettiği gelişmeler çeşitli zamanlarda ve çeşitli toplumlarda birlikte
hareket etmenin sağlandığı ölçüde gerçekleşmiş bulunan insan ırkının
uyuşmazlığı, birlikten uzak kalmasıdır. Çatışmanın, öğrenilmiş bir
alışkanlıklar ve davranışlar düzeni olmayıp, insan doğasında kendiliğinden var
olan bir özellik olduğu düşüncesine saplanıp kalmak, insanlık aleminin
geçmişini diğer etkenlere göre çok daha acıklı bir şekilde engellemiş olan bir
hatayı yeni bir yüzyıla zorla kabul ettirmek demektir. Hz. Bahaullah seçilmiş
dünya liderlerine şöyle öğütte bulunuyor, "Dünyayı, yaratılışında
bütün ve kusursuz olduğu halde, çeşitli sebeplerden dolayı ciddi arızalara ve
hastalıklara maruz kalmış bir insan bedeni olarak düşünün."9
Birlik
meselesi ile yakından ilişkili olan ve geçen yüzyılda büyük bir ivedilikle
ortaya çıkan ikinci bir ahlaki değer daha vardır. Hz. Bahaullah, Allah'ın
indinde "en makbul şeyin" adalet olduğunu buyuruyor.10 Bireyin gerçeği başkalarının gözü ile
değil, kendi gözleri ile görmesini sağlayan adalet, topluca karar verme
işlevine düşünce ve eylem birliğini getirecek tek etken olan yetkiyi
sağlamaktadır. Yirminci yüzyılın elem verici tecrübelerinden doğan uluslararası
düzen her ne kadar memnunluk verici de olsa, etkisinin devamlı olması, özünde
saklı ahlaki ilkelerin benimsenmesine bağlıdır. Eğer insanlık alemi tek ve
bölünmez bir vücut ise, onun yönetici kurumlarının kullandığı yetki esasında
bir emanettir. Her insan bu dünyaya bir bütünün emaneti olarak gelir ve işte
insan varlığının bu özelliğidir ki, Birleşmiş Milletler Bildirisinde ve ilgili
belgelerde ifade edilen sosyal, ekonomik ve kültürel hakların gerçek temelini
teşkil eder. Hz. Bahaullah şöyle yazıyor, “Adaletin amacı, insanlar
arasında birliğin ortaya çıkmasıdır, ilahi hikmetin denizi bu yüce kelimeyle
kabarırken dünyanın bütün kitaptan onun içindeyi derin manayı içeremez."11
Toplum, her ne kadar tereddüt ve korku ile de olsa,
bu ve bununla ilişkili ahlaki ilkelere kendini bağladıkça, bireye vereceği en
anlamlı rol hizmet olacaktır, insan hayatının çelişkilerinden biri olarak,
benliğin gelişmesinin, öncelikle benliği geçici olarak da olsa unutturan daha
büyük görevlere kendini adamakla mümkün olmasıdır. Her koşuldaki insanlara
sosyal düzenin şekillendirilmesine etkin şekilde katkıda bulunma fırsatını
veren bir çağda, başkalarına hizmet ideali yepyeni bir anlam kazanmıştır.
Hayatın amacı olarak kazanma ve kendini başkalarının önüne geçirme gibi
hedeflere bağlanmak, insan tabiatının hayvani yönünün ön plana çıkarılması
demektir. Kişisel selamet gibi basit mesajlar da gerçek bir kıvanç ve
mutluluğun yalnız öteki dünyanın değil bu dünyanın da meselesi olduğunu kesin
şekilde öğrenmiş olan nesillerin özlemlerine artık cevap verememektedir, “İçinde
yaşadığınız çağın ihtiyaçtan için endişe duyun ve düşüncelerinizi onun acil
ihtiyaçtan ve talepleri üzerinde yoğunlaştırınız” diye tavsiye ediyor
Hz. Bahaullah.12
Bu gibi değerlendirmelerin insani meselelerin
yürütülmesi üzerinde de derin etkileri vardır. Mesela, ulus devlet, geçmişteki
katkıları ne olursa olsun, insanlığın kaderini yönetmede hakim unsur olmaktaki
ısrarını ne kadar uzun sürdürürse, dünya barışının gerçekleşmesi o kadar
gecikecek ve dünya insanlarının çektiği acılar o kadar büyük olacaktır.
Küreselleşmenin insanlığın ekonomik hayatına
getirdiği hayırlar ne kadar büyük olursa olsun, aynı zamanda şimdiye kadar eşi
görülmedik şiddette bir despotluğu da birlikte getirdiği ve bu durumun sayısız
milyonlar için yoksulluk ve çaresizliğe sebep olmaması için, demokratik bir
şekilde uluslararası denetim altına alınması gerektiği açıkça görülmektedir.
Aynı şekilde, sosyal ilerleme ve insanların ortak bir insanlık duygusunu
geliştirme için çok güçlü bir araç olan bilgi ve iletişim teknolojisindeki
tarihi yeni buluşlar da, aynı kuvvetle, bu sürece hizmet için hayati önem
taşıyan davranışları yolundan saptırabilir ve köreltebilir.
Hz. Bahaullah'ın sözünü ettiği husus, insan ırkının
yeni yeni olgunlaşması ile uyum içinde olan, Allah ile insanlık arasında yeni
bir ilişkidir. Evreni yaratan ve ayakta tutan mutlak Hakikat, ebediyen insan
idrakinin ötesinde kalacaktır, insanlığın bu Hakikat ile kurabildiği kadarıyla
bilinçli ilişkisi, Hz. Musa, Zerdüşt, Buda, Hz. İsa, Hz. Muhammed ve çoğunun
isimleri unutulmuş olan daha eski Peygamberler gibi büyük dinlerin
Kurucularının etkisiyle oluşmuştur. Bu ilahi uyarılara cevap veren dünya
insanları, hep birlikte insan karakterini medenileştiren ruhani, zihni ve
ahlaki yeteneklerini devamlı olarak geliştirmişlerdir.
Bu binlerce yıllık birikimler şimdi evrim süreci
içinde kesin dönüm noktalarının özelliklerini ortaya çıkarmış ve daha önceden
bilinmeyen olanaklar belirmiştir. Hz. Bahaullah buyuruyor, "Bu Gün,
Allah'ın en büyük inayetlerinin insanlar üzerine yağdığı ve O'nun en azametli
ihsanının tüm varlık alemine nüfuz ettiği Gün'dür."13
Hz. Bahaullah'ın Gözleriyle bakacak olursak,
kabilelerin, halkların ve milletlerin tarihi artık fiilen sona ermiştir. Şimdi
artık insanlık tarihinin, kendi birliğinin bilincindeki insan ırkının tarihinin
doğuşuna tanık oluyoruz. Medeniyet yolundaki bu dönüm noktasında O'nun yazıları
medeniyet sürecinin niteliğine yeni bir tanım ve önceliklerine yeni bir düzen
getirmektedir. Bu yazıların amacı bizleri ruhani bilinçlenme ve sorumluluğa
geri döndürmektir.
Hz. Bahaullah'ın yazılarında, beklenilen
değişikliklerin kolay olacağı sanısını uyandıracak hiçbir şey yoktur. Tam
tersine, yirminci yüzyıldaki olayların göstermiş olduğu gibi, binlerce yıl
boyunca kök salmış olan alışkanlık ve davranış kalıpları ne kendiliğinden ne de
sırf eğitim veya yasalarla terk edilmiyor, ister kişisel isterse toplumsal
hayatta derin değişiklikler çoğunlukla başka yoldan giderilmesi mümkün olmayan
şiddetli acılar ve dayanılmaz güçlükler karşısında gerçekleşmektedir. Hz.
Bahaullah'ın uyarısına göre, dünyanın farklı insanlarını tek bir halk halinde
toplayabilmek için böyle büyük bir sınava gerek olacaktır.
Gerçeğin doğasında var olan ruhani ve maddi kavramlar
birbirleriyle uyuşmazlar ve her biri ters bir yöne çeker. Yeni bir yüzyıl
başlarken, bu iki aksi kavramdan madde ile ilgili olanın açtığı yol talihsiz
insanlığı, insanlığın iyilik ve refahı bir yana dursun, akıl ve mantığın en uç
noktasının bile ötesine götürmüştür. Her yerde bu gerçeğin farkına varan
insanların sayısı gün be gün giderek artıyor.
Aksine düşüncelerin çok yaygın olmasına rağmen, insan ırkı, beşer hayatı üzerinde söz sahibi imtiyazlı kişilerin canlarının istediği gibi kendi arzularını yazabilecekleri boş bir sayfa değildir. Ruhun pınarları istedikleri yerde, istedikleri gibi akarlar. Çağdaş toplumun tortuları onları sonsuza kadar bastıracak değildir. Yeni yüzyılın ilk yıllarının, bugüne kadar onların yolunu tıkayan birikmiş alışkanlıklardan, yanlışlardan ve tutkulardan çok daha güçlü enerjileri ve emelleri salıvereceğini anlamak için kahin olmak gerekmez.
Çalkantılar ne kadar büyük olursa olsun, insanlığın
girmek üzere olduğu dönem, dünyadaki her kişi, her kurum ve her toplum,
dünyanın gelecekteki yazgısına katılmak için eşi benzeri görülmedik fırsatlara
sahip olacaktır. Hz. Bahaullah vaat ediyor ki, "Yakında bugünün
defteri dürülecek ve yerine yepyeni bir düzen açılacak."14
1 Remarks by Deputy Luis Gushiken and Deputy Rita Camata. "Sessao Solene da Camara Federal em Hpmenagem ao Centenario da Ascensao de Bahaullah, Brasilla, 28.May 1992
2 Bahaullah, Tablets of Bahaullah Revealed after the Kitab-ı Akdes (Wilmette: Bahai Publishing Trust, 1997), p.69
Hz.Bahaullah,
Hz.Bahaullah'ın Levihleri (1994 Baskı) syf 36
3 Bahaullah, Epistle to the Son of the Wolf (Wilmette: Bahai Publishing Trust, 1998), p. 14
Hz.Bahaullah,
Kurdunoğlu Risalesi, syf 14
4 Bahaullah, Gleanings from the Writings of Bahaullah, section CXXXI Hz.Bahaullah, Hz.Bahaullah’ın Sesi, bölüm 131
5 Abdulbaha, The Promulgation of Universal Peace: Talks Delivered by Abdulbaha during His Visit to the United States and Ca-nada in 1912 rev. ed. (Wilmette: Bahai Publishing Trust,l982), pp.74,126
Hz.Abdülbaha Sevgiden Birliğe, syf. 210,221
6 Bahaullah, Gleanings from the Writings of
Bahaullah, section CXI
Hz.
Bahaullah, Hz. Bahaullah'ın Sesi, bölüm 111
7 Bahaullah, Gleanings from the Writings of
Bahaullah, section xcvı
Hz.
Bahaullah, Hz. Bahaullah'ın Sesi, bölüm 96
8 Bahaullah, quoted in Shoghi Effendi, The Advenc of Divine Justice (Wilmette: Bahai Publishing Trust, 1990), p.79
9 Bahaullah, Gleanings from the Writings of
Bahaullah, section cxx
Hz.
Bahaullah, Hz. Bahaullah'ın Sesi, bölüm 120
10 Bahaullah, The Hidden Words, no.2 from the Arabic.
Hz.Bahaullah,
Saklı Sözler (Arapça) no.2
11 Bahaullah, Tablets of Bahaullah Revealed after the Kitab-ı Akdes (Wilmette: Bahai Publishing Trust, I997), p.67
Hz.Bahaullah,
Hz.Bahaullah'ın Levihleri (l994 Baskı)
syf 35
12 Bahaullah, Gleanings from the Writings of
Bahaullah, section CVI
Hz.Bahaullah,
Hz.Bahaullah'ın Sesi, bölüm 106
13 Bahaullah, Gleanings from the Writings of
Bahaullah, section IV
Hz.Bahaullah,
Hz.Bahaullah'ın Sesi, bölüm 4
14 Bahaullah, Gleanings from the Writings of
Bahaullah, section IV
Hz.Bahaullah,
Hz.Bahaullah'ın Sesi, bölüm 4